Uluslararası Çocuk Kaçırma Nedir? Çocuğun Türkiye’ye Getirilmesi veya Yurt Dışına Götürülmesi Halinde İade Süreci
Uluslararası çocuk kaçırma, günlük dilde kullanılan “çocuk kaçırma” kavramından farklı ve kendine özgü bir hukuki süreci ifade eder. Özellikle farklı ülkelerde yaşayan ebeveynler bakımından, anne veya babadan birinin çocuğu diğer ebeveynin velayet hakkını ihlal edecek şekilde başka bir ülkeye götürmesi veya çocuğu geçici olarak götürdüğü ülkeden geri getirmemesi, uluslararası çocuk kaçırma hükümlerinin uygulanmasına neden olabilir.
1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi, 16 yaşını tamamlamamış çocukların velayet hakkı ihlal edilerek başka bir ülkeye götürülmesi veya orada alıkonulması halinde uygulanabilecek uluslararası bir iade mekanizması öngörmektedir. Türkiye bakımından Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin usul, 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun ile düzenlenmiştir.
Bu süreçte temel amaç, velayetin hangi ebeveyne verilmesi gerektiğine karar vermek değil; hukuka aykırı şekilde değiştirilen durumun giderilmesi ve velayete ilişkin esas uyuşmazlığın kural olarak çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkede çözümlenebilmesinin sağlanmasıdır.
Anne veya babanın kendi çocuğunu başka bir ülkeye götürmesi uluslararası çocuk kaçırma sayılabilir mi?
Evet. Çocuğun anne veya babası tarafından başka bir ülkeye götürülmüş olması, bu işlemin her durumda hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.
Örneğin Almanya’da anne ve babasıyla yaşayan bir çocuğun, annesi tarafından tatil amacıyla Türkiye’ye getirilmesi ve kararlaştırılan tarihte Almanya’ya geri götürülmemesi, gerekli şartların bulunması halinde haksız alıkoyma oluşturabilir.
Aynı şekilde Türkiye’de mutad meskeni bulunan bir çocuğun diğer ebeveynin velayet hakkı ihlal edilerek yurt dışına götürülmesi de uluslararası çocuk kaçırma kapsamında değerlendirilebilir.
Bu nedenle yalnızca çocuğu kimin götürdüğüne değil; çocuğun mutad meskeninin nerede bulunduğuna, velayet hakkının kapsamına, diğer ebeveynin bu hakkı fiilen kullanıp kullanmadığına ve götürme veya alıkoymanın hukuka uygun olup olmadığına bakılması gerekir.
Uluslararası çocuk kaçırmada “mutad mesken” neden önemlidir?
Mutad mesken, uluslararası çocuk kaçırma uyuşmazlıklarının temel kavramlarından biridir. Mutad mesken yalnızca çocuğun nüfusa kayıtlı olduğu, vatandaşı olduğu veya resmî ikamet adresinin bulunduğu ülke anlamına gelmez. Çocuğun kaçırılmadan veya alıkonulmadan önce hayatının fiilen merkezileştiği ülkenin belirlenmesi gerekir.
Bu değerlendirmede çocuğun nerede ve ne kadar süredir yaşadığı, eğitimine nerede devam ettiği, aile ve sosyal çevresi ile somut olayın diğer özellikleri dikkate alınabilir.
Lahey Sözleşmesi sisteminin temelinde de velayet hakkındaki esas uyuşmazlığın kural olarak çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkede çözümlenmesi düşüncesi bulunmaktadır.
Diğer ebeveynin izni olmadan çocuk yurt dışına çıkarılırsa mutlaka iade edilir mi?
Hayır. Çocuğun diğer ebeveynin izni olmaksızın yurt dışına çıkarılmış olması önemli olmakla birlikte, iade kararı bakımından tek başına yeterli değildir.
Öncelikle götürme veya alıkoymanın Lahey Sözleşmesi anlamında hukuka aykırı olup olmadığı belirlenir. Bunun için çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkenin hukukuna göre mevcut velayet hakkının ihlal edilip edilmediği önem taşır.
Çocuğun başka bir ülkeye başlangıçta hukuka uygun olarak götürülmüş olması da daha sonra haksız alıkoymanın gerçekleşmesini engellemez.
Örneğin diğer ebeveynin çocuğun iki haftalık tatil için Türkiye’ye gelmesine izin vermiş olması, çocuğun bundan sonra Türkiye’de sürekli olarak yaşamasına da rıza gösterdiği anlamına gelmeyebilir.
Çocuğun velayeti annedeyse uluslararası çocuk kaçırma yine de söz konusu olabilir mi?
Somut olayın özelliklerine göre olabilir. “Çocuğun velayeti bende olduğu için istediğim ülkede yaşayabilirim” düşüncesi özellikle milletlerarası uyuşmazlıklarda her zaman doğru değildir. Mevcut velayet kararının kapsamı, diğer ebeveynin çocuk üzerindeki hakları, çocuğun yerleşim yerinin belirlenmesine ilişkin yetkiler, ortak velayet düzenlemeleri ve mutad mesken ülkesinin hukuku birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle bir ebeveynin velayet hakkına sahip olması, çocuğun başka bir ülkeye götürülmesinin her durumda hukuka uygun olduğu sonucunu doğurmaz.
Çocuğun iadesine karar verilmesi velayetin diğer ebeveyne verilmesi anlamına mı gelir?
Hayır. Uluslararası çocuk kaçırma uyuşmazlıklarında en önemli ayrımlardan biri budur.
Çocuğun iadesine ilişkin yargılamada esas olarak hangi ebeveynin daha iyi anne veya baba olduğu ya da çocuğun velayetinin kime verilmesi gerektiği karara bağlanmaz.
Mahkeme, çocuğun hukuka aykırı biçimde başka bir ülkeye götürülüp götürülmediğini veya orada alıkonulup alıkonulmadığını ve Lahey Sözleşmesinde öngörülen iade mekanizmasının uygulanıp uygulanmayacağını inceler.
Dolayısıyla çocuğun mutad mesken ülkesine iade edilmesine karar verilmesi, velayetin çocuğun iadesini isteyen ebeveyne verildiği anlamına gelmez. Velayete ilişkin esas uyuşmazlık ayrıca çözümlenir.
Çocuğun Türkiye’ye getirilmesi halinde diğer ebeveyn ne yapabilir?
Çocuğun mutad meskeni başka bir ülkedeyken Türkiye’ye hukuka aykırı biçimde götürüldüğünün veya Türkiye’de alıkonulduğunun ileri sürülmesi halinde, 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi kapsamında çocuğun iadesi talep edilebilir.
Türkiye’de Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin usul 5717 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. Türkiye bakımından merkezî makam Adalet Bakanlığıdır ve süreç mahallî Cumhuriyet başsavcılıklarının da dahil olduğu özel bir mekanizma çerçevesinde yürütülmektedir.
Gönüllü iadenin sağlanamaması halinde çocuğun iadesi konusunda aile mahkemesi önünde yargılama yapılması gündeme gelebilir.
Uluslararası çocuk kaçırma dosyalarının klasik velayet davalarından ayrıldığı noktalardan biri de bu özel uluslararası işbirliği ve iade mekanizmasıdır.
Çocuk her durumda mutad mesken ülkesine iade edilir mi?
Hayır. Lahey Sözleşmesi çocuğun süratle mutad mesken ülkesine iadesini esas almakla birlikte, iadenin reddedilebileceği sınırlı istisnalar öngörmektedir.
Bunların uygulamada en önemlilerinden biri Sözleşmenin 13/1-b maddesinde düzenlenen “ciddi risk” istisnasıdır.
Çocuğun geri dönmesinin onu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yönünde ciddi bir risk bulunması halinde mahkeme iade talebini reddedebilir.
Ancak sıradan güçlükler veya soyut ihtimaller bu istisnanın uygulanması bakımından yeterli değildir. İleri sürülen riskin somut olay bakımından ciddi ve gerçek bir nitelik taşıması gerekir.
Çocuğun Türkiye’deki yeni hayatına alışmış olması iadeyi engeller mi?
Çocuğun yeni çevresine alışmış olması tek başına iade talebinin reddedilmesi sonucunu doğurmaz.
Çocuğun Türkiye’de okula başlaması, arkadaş çevresi edinmesi veya burada yaşamaktan memnun olması elbette somut olayın koşulları içerisinde önem taşıyabilir. Bununla birlikte iade yargılamasının amacı, çocuğun hangi ülkede daha iyi yaşam koşullarına sahip olacağını belirlemek değildir.
Çocuğun yeni çevresine uyum sağlamasının hangi koşullarda iadeye engel oluşturabileceği; başvurunun zamanı, çocuğun yaşı ve olgunluğu ile somut olayın diğer özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Çocuk geri dönmek istemiyorsa ne olur?
Çocuğun görüşü belirli koşullarda iade yargılamasında dikkate alınabilir.
Ancak çocuğun yalnızca “geri dönmek istemiyorum” şeklindeki beyanı otomatik olarak iade talebinin reddedilmesi anlamına gelmez.
Çocuğun yaşı ve olgunluk derecesi, görüşünü bağımsız biçimde oluşturabilecek durumda olup olmadığı ve geri dönmeye yönelik itirazının nedenleri birlikte değerlendirilir.
Bu nedenle özellikle belirli bir yaş ve olgunluğa ulaşmış çocukların dinlenmesi, uluslararası çocuk kaçırma uyuşmazlıklarında önem taşıyabilir.
Aile içi şiddet varsa çocuk yine de iade edilir mi?
Aile içi şiddet, uluslararası çocuk kaçırma hukukunun en hassas konularından biridir.
Şiddetin doğrudan çocuğa yönelmiş olması halinde, çocuğun fiziksel veya psikolojik bir tehlikeyle karşılaşması bakımından ciddi risk istisnası gündeme gelebilir.
Bununla birlikte şiddetin doğrudan çocuğa değil, çocuğu başka ülkeye götüren ebeveyne yönelmiş olması da tamamen değerlendirme dışında değildir. Ebeveyne yönelik şiddetin çocuk üzerindeki etkileri ve çocuğun iade edilmesi halinde ortaya çıkabilecek koşullar somut olay çerçevesinde incelenmelidir.
Ayrıca çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkede mevcut koruma tedbirlerinin yalnızca hukuken var olup olmadığı değil, somut olay bakımından yeterli ve etkili bir koruma sağlayıp sağlayamayacağı da önem taşıyabilir.
Çocuk Türkiye’den başka bir ülkeye götürülmüşse Türkiye’den başvuru yapılabilir mi?
Evet. Lahey Sözleşmesi yalnızca yurt dışından Türkiye’ye getirilen çocuklar bakımından uygulanmaz.
Çocuğun mutad meskeni Türkiye’deyken başka bir taraf devlete hukuka aykırı biçimde götürülmesi veya o ülkede alıkonulması halinde de iade mekanizmasına başvurulabilir.
Bu durumda Türkiye ile çocuğun bulunduğu devlet arasında Sözleşmenin uygulanabilir olup olmadığı, çocuğun mutad meskeni, mevcut velayet hakkının kapsamı ve götürme veya alıkoymanın hukuka aykırılığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Uluslararası çocuk kaçırma durumunda neden hızlı hareket edilmelidir?
Uluslararası çocuk kaçırma uyuşmazlıklarında zaman hukuken önem taşır. Lahey Sözleşmesinin temel amaçlarından biri, hukuka aykırı götürme veya alıkoyma sonucunda ortaya çıkan fiilî durumun zaman içerisinde kalıcılaşmasını önlemektir.
Bu nedenle çocuğun başka bir ülkeye götürüldüğünün veya kararlaştırılan tarihte geri getirilmediğinin anlaşılması halinde gecikmeden hukuki durumun değerlendirilmesi önemlidir.
Çocuğun mutad meskeni, mevcut velayet kararları, seyahat tarihleri, diğer ebeveyn tarafından verilen izin veya rızanın kapsamı, taraflar arasındaki yazışmalar, çocuğun bulunduğu yer ve ilgili ülkeler arasındaki uluslararası sözleşmeler sürecin başında tespit edilmesi gereken başlıca hususlardır.