Akademik Birikim ve Hukuki Deneyimle Yanınızdayız

Birge Legal’e hoş geldiniz. Ulusal ve uluslararası hukuki danışmanlık ve uyuşmazlık çözümü için alanlarında uzman kadromuz hizmetinizdedir.

Daha fazla

Hukuki Riskleri Öngören, Güvenilir ve Stratejik Yaklaşım

Müvekkillerimizin ihtiyaçlarını gözeterek hukuki sürece uygun stratejiler geliştiriyoruz.

Çalışma Alanları

Hakkımızda

BİRGELEGAL, akademik birikim ile hukuk uygulamasını aynı çatı altında buluşturan, ulusal ve uluslararası hukuki meselelerde stratejik ve bütüncül yaklaşım benimseyen bir hukuk markasıdır.

Devamını Oku
Hakkımızda
Yayınlar

Son Güncellemeler

Tümünü Gör
MİLLETLERARASI TAHKİM HUKUKUNDA TAHKİME ELVERİŞLİLİK
07 Eyl 2026
07 Eylül 2026

MİLLETLERARASI TAHKİM HUKUKUNDA TAHKİME ELVERİŞLİLİK

Devamını Oku
MİLLETLERARASI USUL HUKUKUNDA YETKİ ANLAŞMALARI
07 Eyl 2026
07 Eylül 2026

MİLLETLERARASI USUL HUKUKUNDA YETKİ ANLAŞMALARI

Devamını Oku
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKALARININ REKABET HUKUKUNA ETKİSİ VE HUKUKİ İNCELEMELER
07 Eyl 2026
07 Eylül 2026

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKALARININ REKABET HUKUKUNA ETKİSİ VE HUKUKİ İNCELEMELER

Devamını Oku
MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUKTA FRANCHİSE SÖZLEŞMESİNE UYGULANACAK HUKUK
07 Eyl 2026
07 Eylül 2026

MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUKTA FRANCHİSE SÖZLEŞMESİNE UYGULANACAK HUKUK

Devamını Oku
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK HEDEFLERİNİN TEŞEBBÜSLERE ETKİSİ: REKABET HUKUKU VE UYUM BAKIMINDAN İNCELEMELER
07 Eyl 2026
07 Eylül 2026

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK HEDEFLERİNİN TEŞEBBÜSLERE ETKİSİ: REKABET HUKUKU VE UYUM BAKIMINDAN İNCELEMELER

Devamını Oku

Ekibimiz

Uzman kadromuzla her zaman yanınızdayız.

Av. Doç. Dr. Burcu İRGE ERDOĞAN

Av. Doç. Dr. Burcu İRGE ERDOĞAN

Kurucu

Av. Doç. Dr. Kazım Sedat SİRMEN

Av. Doç. Dr. Kazım Sedat SİRMEN

Danışman

Blog

Blog

Boşanma

Yabancılar Türkiye’de Boşanabilir mi? Hangi Ülke Hukuku Uygulanır?Farklı ülke vatandaşlarının evlenmesi, eşlerin başka bir ülkede yaşamaya başlaması veya evliliğin kurulduğu ülkeden farklı bir ülkede boşanma sürecinin yürütülmek istenmesi, boşanmayı uluslararası nitelikli bir hukuki uyuşmazlığa dönüştürebilir.Bu durumda yalnızca “boşanma sebepleri var mı?” sorusunun cevaplandırılması yeterli değildir. Boşanma davasının Türkiye’de açılıp açılamayacağı, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunup bulunmadığı ve Türk mahkemesi önündeki uyuşmazlığa hangi ülke hukukunun uygulanacağı ayrı ayrı belirlenmelidir.Türkiye’de yabancılık unsuru taşıyan boşanmalarda bu sorular, başta 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) olmak üzere ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilir.Evet. Eşlerden birinin veya her ikisinin yabancı ülke vatandaşı olması, Türkiye’de boşanma davası açılmasına tek başına engel değildir.Örneğin bir Türk vatandaşı ile Alman vatandaşının evli olması veya Türkiye’de yaşayan iki yabancının evliliklerini sona erdirmek istemesi halinde, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunması koşuluyla Türkiye’de boşanma davası açılması mümkündür.Ancak davanın Türkiye’de açılabiliyor olması, uyuşmazlığa mutlaka Türk hukukunun uygulanacağı anlamına gelmez. Mahkemenin yetkisi ile uygulanacak hukuk birbirinden farklı meselelerdir. Yabancılık unsuru taşıyan boşanmalarda öncelikle bu ayrımın yapılması gerekir. Eşlerin aynı ülkenin vatandaşı olması halinde, MÖHUK m.14 gereğince kural olarak eşlerin müşterek millî hukuku boşanma ve ayrılık sebepleri ile hükümlerine uygulanır.Evlilik yurtdışında yapılmışsa Türkiye’de boşanma davası açılabilir mi?Evliliğin yabancı bir ülkede gerçekleştirilmiş olması, tek başına Türkiye’de boşanma davası açılmasını engellemez.Evliliğin hangi ülkede gerçekleştirildiği ile boşanma davasında hangi mahkemenin yetkili olduğu ve hangi hukukun uygulanacağı farklı hukuki meselelerdir.Dolayısıyla örneğin Almanya’da evlenmiş bir Türk ve yabancı eşin daha sonra Türkiye’de boşanması mümkün olabilir. Bunun için öncelikle evliliğin hukuken geçerli şekilde kurulmuş olması ve Türk mahkemelerinin somut uyuşmazlık bakımından milletlerarası yetkisinin bulunması gerekir.Yabancı eşle boşanmada hangi ülkenin hukuku uygulanır?Boşanma ve ayrılığa uygulanacak hukuk MÖHUK m.14'te kademeli bir sistemle belirlenmiştir.Buna göre öncelikle eşlerin müşterek millî hukuku uygulanır. Eşlerin ortak vatandaşlığı bulunmuyorsa müşterek mutad mesken hukuku esas alınır. Eşlerin müşterek mutad meskeninin de bulunmaması halinde Türk hukuku uygulanır.Bu sıralama seçimlik değildir. Başka bir ifadeyle taraflar kendileri açısından daha elverişli olduğunu düşündükleri hukuku bu seçenekler arasından serbestçe belirleyemezler. Hâkim, MÖHUK'ta öngörülen bağlama kuralına göre uygulanacak hukuku tespit eder.“Müşterek millî hukuk” ne anlama gelir?Müşterek millî hukuk, eşlerin aynı devlet vatandaşlığına sahip olması halinde bu devletin hukukunu ifade eder.Örneğin her iki eş de Alman vatandaşıysa, Türkiye’de görülen boşanma davasında MÖHUK m.14 uyarınca kural olarak Alman hukuku boşanma ve ayrılık sebepleri ile hükümlerine uygulanacaktır.Buna karşılık eşlerden biri Türk, diğeri Alman vatandaşıysa müşterek millî hukuk bulunmaz. Bu durumda bir sonraki bağlama noktası olan eşlerin müşterek mutad meskeni dikkate alınır. Eşlerin çifte vatandaş olması ise sahip oldukları ülke vatandaşlıklarına göre uygulanacak hukuku tayin etmede fark edecektir.Türk mahkemesi yabancı hukuku uygulayabilir mi?Evet. Türkiye’de açılmış bir davaya yabancı hukukun uygulanması mümkündür.MÖHUK'un temel yaklaşımına göre Türk hâkimi, Türk kanunlar ihtilafı kurallarını ve bu kuralların yetkili kıldığı yabancı hukuku re'sen uygular. Hâkim yabancı hukukun içeriğinin belirlenmesinde tarafların yardımını isteyebilir.Dolayısıyla bir boşanma davasının İstanbul'daki bir aile mahkemesinde görülmesi, mahkemenin uyuşmazlığın esasına mutlaka Türk Medeni Kanunu hükümlerini uygulayacağı anlamına gelmez.Yabancı hukuk Türk kamu düzenine aykırıysa ne olur?Yabancı hukukun uygulanması sınırsız değildir. MÖHUK m.5 uyarınca yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı bir sonuç doğurması halinde bu hüküm uygulanmaz. Gerekli görülen hallerde Türk hukuku uygulanabilir.Burada önemli olan yabancı hukuk düzeninin genel olarak Türk hukukundan farklı olması değildir. Kamu düzeni müdahalesi istisnai niteliktedir ve somut olayda yabancı hukuk hükmünün uygulanmasının doğuracağı sonuç üzerinden değerlendirilir.Yabancı eşle boşanma davası Türkiye’de hangi mahkemede açılır?Yabancılık unsuru taşıyan bir uyuşmazlıkta Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi kural olarak MÖHUK m.40 uyarınca iç hukukun yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirlenir.Boşanma davalarında Türk Medeni Kanunu m.168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesi yetkilidir.Türk vatandaşlarının kişi hâllerine ilişkin davalarda Türkiye’de genel yetkili bir mahkemenin bulunmaması ihtimali bakımından ise MÖHUK m.41'de özel bir yetki düzenlemesi bulunmaktadır.Görevli mahkeme ise kural olarak aile mahkemesidir.Eş yurtdışında yaşıyorsa Türkiye’de boşanma davası açılabilir mi?Eşlerden birinin yurtdışında bulunması tek başına Türkiye’de dava açılmasını engellemez.Ancak davalı eş yurtdışında yaşıyorsa dava dilekçesi, duruşma ve kararların usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesi gerekir. Tebligatın gerçekleştirileceği ülke, Türkiye ile o devlet arasındaki milletlerarası sözleşmeler ve uygulanacak tebligat usulü davanın süresini doğrudan etkileyebilir.Bu nedenle uluslararası boşanma davalarında yurtdışı tebligatı, davanın yalnızca teknik bir ayrıntısı değil, sürecin planlanması bakımından önemli bir usul meselesidir.Yabancı eş Türkiye’ye gelmeden boşanma davası yürütülebilir mi?Bazı durumlarda boşanma davasının vekil aracılığıyla yürütülmesi mümkündür ve tarafın her işlem için Türkiye’de bulunması gerekmez.Ancak bunun özellikle anlaşmalı boşanma bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Türk hukukunda anlaşmalı boşanmada hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi arandığından, tarafların Türkiye’ye gelmeden süreci tamamlayıp tamamlayamayacağı davanın niteliğine göre belirlenmelidir.Boşanmaya uygulanan hukuk, mal paylaşımına da uygulanır mı?Uluslararası boşanmalarda en önemli ayrımlardan biri budur. Boşanmanın sebepleri ve boşanmanın bazı sonuçlarına uygulanacak hukuk ile eşler arasındaki mal rejimine uygulanacak hukuk aynı olmak zorunda değildir.Eşler arasındaki mal rejimi MÖHUK'ta ayrıca düzenlenmiştir. Bu nedenle boşanma davasında Türk hukukunun uygulanması, Türkiye'de veya başka ülkelerde bulunan bütün malvarlığının otomatik olarak Türk hukukuna göre paylaşılacağı anlamına gelmez.Benzer şekilde nafaka, velayet ve çocuklarla ilgili diğer meselelerde de ilgili kanunlar ihtilafı kuralları ile Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerin ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.Yurtdışında zaten boşanmış bir kişinin Türkiye’de yeniden boşanma davası açması gerekir mi?Kural olarak mesele yeni bir boşanma davası açılması değil, yabancı ülkede verilmiş kararın Türkiye'de hukuki sonuç doğurmasının sağlanmasıdır.Bu noktada boşanma davası ile yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi birbirinden ayrılmalıdır.Ayrıca belirli koşulların gerçekleşmesi halinde yabancı boşanma kararlarının Nüfus Hizmetleri Kanunu kapsamında idari yoldan aile kütüğüne tescili de mümkün olabilir. Yabancı kararın yalnızca boşanmaya mı ilişkin olduğu, yoksa nafaka, velayet veya başka icra edilebilir hükümler de içerip içermediği izlenecek hukuki yolu etkileyebilir.Uluslararası boşanmalarda neden bütün sonuçlar birlikte değerlendirilmelidir?Yabancılık unsuru taşıyan boşanmalarda yalnızca evliliğin sona erdirilmesine odaklanılması yeterli olmayabilir.Eşlerin vatandaşlıklarının veya mutad meskenlerinin farklı olması, çocukların başka bir ülkede yaşaması, malvarlığının birden fazla ülkede bulunması ya da eşlerden birinin yurtdışında yeni bir yaşam kurması; boşanmanın velayet, nafaka, mal rejimi, ikamet statüsü ve kararın başka ülkelerde tanınması gibi sonuçlarını doğrudan etkileyebilir.Bu nedenle uluslararası boşanmalarda hukuki stratejinin yalnızca “hangi ülkede boşanma davası açılacağı” üzerinden değil, boşanma sonucunda alınacak kararların ilgili diğer ülkelerde nasıl sonuç doğuracağı da dikkate alınarak oluşturulması önem taşır.

Yabancılar ve Taşınmaz Edinme

Yabancılar Türkiye’de Taşınmaz Satın Alabilir mi? Şartlar ve Sınırlamalar Nelerdir?Türkiye’de taşınmaz edinmek isteyen yabancıların tabi olduğu esaslar, Türk vatandaşlarının taşınmaz ediniminden bazı yönleriyle farklılık göstermektedir. Yabancı gerçek kişilerin Türkiye’de taşınmaz edinmesi mümkündür; ancak edinim hakkı sınırsız değildir. Kişinin vatandaşlığı, taşınmazın bulunduğu yer, taşınmazın niteliği ve edinilecek taşınmazların toplam yüzölçümü gibi hususlar önem taşımaktadır.Yabancı tüzel kişiler ve yabancı sermayeli şirketler bakımından ise ayrıca değerlendirme yapılması gerekir. Bu nedenle Türkiye’de gayrimenkul yatırımı yapılmadan önce yalnızca taşınmazın ekonomik ve fiziki özelliklerinin değil, alıcının hukuki statüsü ile taşınmazın edinime uygun olup olmadığının da incelenmesi önemlidir.Yabancılar Türkiye’de taşınmaz satın alabilir mi?Evet. Yabancı gerçek kişilerin Türkiye’de taşınmaz edinmesi mümkündür. Yabancıların taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinmesine ilişkin temel düzenleme 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35. maddesinde yer almaktadır.Ancak yabancıların taşınmaz edinme hakkı mutlak bir hak değildir. Kanunda öngörülen sınırlamaların yanı sıra kişinin vatandaşlığı ve taşınmazın bulunduğu bölge bakımından da edinime engel bir durum bulunmaması gerekir.Bu nedenle yabancı bir kişinin Türkiye’de taşınmaz satın almak istemesi halinde, somut işlem bakımından edinim koşullarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.Türkiye’de taşınmaz satın almak için karşılıklılık şartı aranır mı?Hayır. Geçmişte yabancıların Türkiye’de taşınmaz edinmesinde esas alınan karşılıklılık ilkesi, 2012 yılında yapılan kanun değişikliğiyle kaldırılmıştır.Dolayısıyla bir Türk vatandaşının ilgili yabancı ülkede taşınmaz satın alamıyor olması, tek başına o ülke vatandaşının Türkiye’de taşınmaz edinmesine engel oluşturmaz.Bununla birlikte karşılıklılık şartının kaldırılmış olması, bütün yabancı ülke vatandaşlarının herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın Türkiye’de taşınmaz edinebileceği anlamına gelmemektedir. Tapu Kanunu uyarınca yabancı gerçek kişilerin taşınmaz edinimi bakımından ülke ve kişi bazında farklı sınırlamalar getirilebilmesi mümkündür.Yabancıların Türkiye’de satın alabilecekleri taşınmazların miktarı sınırlı mıdır?Evet. Yabancı gerçek kişilerin Türkiye’de edinebilecekleri taşınmazların yüzölçümü bakımından kanuni sınırlamalar bulunmaktadır.Tapu Kanunu uyarınca yabancı uyruklu bir gerçek kişinin Türkiye genelinde edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli nitelikteki sınırlı ayni hakların toplam alanı otuz hektarı geçemez. Cumhurbaşkanı bu miktarı iki katına kadar artırmaya yetkilidir.Bunun yanında yabancı gerçek kişilerin özel mülkiyete konu taşınmaz edinebilecekleri alan, ilgili ilçedeki özel mülkiyete konu yüzölçümünün belirli bir oranını aşamaz.Bu sınırlamalar nedeniyle özellikle birden fazla taşınmazın veya geniş yüzölçümüne sahip arazi ve arsaların edinilmesinde işlem öncesinde hukuki durumun incelenmesi önem taşır.Yabancılar Türkiye’nin her yerinden taşınmaz satın alabilir mi?Hayır. Yabancıların taşınmaz edinmesi bakımından yalnızca taşınmazın büyüklüğü değil, bulunduğu yer de önemlidir.Askerî yasak bölgeler, askerî güvenlik bölgeleri ve diğer özel güvenlik alanları bakımından mevzuattan kaynaklanan sınırlamalar söz konusu olabilir. Ayrıca kamu yararı ve ülke güvenliği gibi nedenlerle belirli bölgelerde yabancıların taşınmaz edinmesine ilişkin farklı kısıtlamalar getirilebilir.Bu nedenle özellikle arsa ve arazi yatırımlarında taşınmazın yalnızca tapu kaydının incelenmesiyle yetinilmemesi; yabancı kişi tarafından edinilmesine engel özel bir sınırlamanın bulunup bulunmadığının da araştırılması gerekir.Yabancı bir kişinin Türkiye’de taşınmaz satın alabilmesi için ikamet izni gerekir mi?Kural olarak hayır. Türkiye’de taşınmaz edinme hakkı ile Türkiye’de ikamet hakkı birbirinden farklı hukuki statülerdir.Bu nedenle yabancı gerçek kişinin Türkiye’de taşınmaz satın alabilmesi için yalnızca taşınmaz edinimi nedeniyle önceden ikamet iznine sahip olması şart değildir.Bununla birlikte taşınmaz ediniminin ikamet izni veya Türk vatandaşlığının kazanılması amacıyla yapılması halinde, yabancılar hukuku ve vatandaşlık mevzuatından kaynaklanan ilave şartların ayrıca değerlendirilmesi gerekir.Yabancılar Türkiye’de arsa veya arazi satın alabilir mi?Evet. Kanuni şartların sağlanması halinde yabancı gerçek kişilerin yalnızca konut ve işyeri değil, yapısız taşınmaz edinmeleri de mümkündür.Ancak yapısız taşınmaz edinimi bakımından özel yükümlülükler bulunmaktadır. Bu tür taşınmazlarda geliştirilecek projeye ilişkin kanunda öngörülen prosedürlerin ve sürelerin yerine getirilmesi gerekir.Dolayısıyla yabancı yatırımcının arsa veya arazi satın alması, hazır bir konut veya işyeri satın alınmasına kıyasla farklı bir hukuki inceleme gerektirebilir.Yabancı şirketler Türkiye’de taşınmaz satın alabilir mi?Yabancı şirketler bakımından gerçek kişilerden farklı bir sistem uygulanmaktadır.Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin hukukuna göre kurulmuş tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri, Türkiye’de ancak ilgili özel kanun hükümlerinin izin verdiği ölçüde taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinebilir.Buna karşılık Türkiye’de kurulmuş ancak yabancı sermayeli olan şirketler Türk tüzel kişisidir. Bu şirketlerin taşınmaz edinimleri, yabancı ülkede kurulmuş şirketlerin taşınmaz ediniminden farklı hükümlere tabidir. Şirketin yabancı sermaye oranı, yabancı yatırımcının şirket üzerindeki kontrolü ve edinilecek taşınmazın şirketin faaliyet konusu ile ilişkisi bu değerlendirmede önem taşıyabilir.Bu nedenle “yabancı şirket” ile “Türkiye’de kurulmuş yabancı sermayeli şirket” kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir.Yabancı sermayeli Türk şirketleri taşınmaz edinebilir mi?Evet. Türkiye’de Türk hukukuna göre kurulmuş yabancı sermayeli şirketlerin taşınmaz edinmesi mümkündür.Ancak yabancı yatırımcıların şirket sermayesindeki payları veya şirketin yönetimi üzerindeki kontrol düzeyleri belirli eşikleri aştığında, taşınmaz edinimi özel hükümlere tabi olabilir. Özellikle edinilecek taşınmazın şirket ana sözleşmesinde belirtilen faaliyetlerin yürütülmesi amacıyla kullanılması önem taşımaktadır.Şirket paylarının devri sonucunda yabancı yatırımcının şirket üzerindeki pay veya kontrol oranının değişmesi de daha önce edinilmiş taşınmazlar bakımından hukuki sonuç doğurabilir.Mavi Kart sahiplerinin Türkiye’de taşınmaz edinmesi yabancılara ilişkin sınırlamalara tabi midir?Türk vatandaşı olarak doğmuş ve çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybetmiş kişiler bakımından özel bir statü bulunmaktadır.Bu kişilere verilen Mavi Kart, Türk vatandaşlığından izinle çıkan kişilerin mevzuatta öngörülen birçok hakkı kullanmaya devam edebilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle Mavi Kart sahiplerinin taşınmaz edinimi, sıradan yabancı gerçek kişilerin taşınmaz ediniminden farklı değerlendirilmelidir.Somut olayda kişinin vatandaşlıktan hangi şekilde çıktığının ve Mavi Kart statüsünün bulunup bulunmadığının belirlenmesi önemlidir.Çifte vatandaşlığı bulunan kişiler bakımından hangi vatandaşlık esas alınır?Kişinin vatandaşlıklarından birinin Türk vatandaşlığı olması halinde taşınmaz edinimi bakımından Türk vatandaşlığı esas alınır.Dolayısıyla hem Türk hem yabancı bir devletin vatandaşı olan kişinin Türkiye’de taşınmaz edinmesi, kural olarak yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin sınırlamalara tabi değildir.Buna karşılık kişinin birden fazla yabancı devlet vatandaşlığına sahip olması fakat Türk vatandaşı olmaması halinde vatandaşlık durumunun ve taşınmaz edinimine uygulanacak esasların somut olay bakımından ayrıca belirlenmesi gerekebilir.Türkiye’de taşınmaz satın almadan önce hangi hukuki kontroller yapılmalıdır?Yabancı bir kişinin Türkiye’de taşınmaz satın alabilmesi, yatırımın hukuken sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Satın alma işleminden önce hem alıcı hem de taşınmaz yönünden hukuki inceleme yapılması gerekir.Alıcının Türkiye’de taşınmaz edinmeye uygun olup olmadığı yanında; taşınmazın tapu kaydı, takyidatları, ipotek ve hacizler, üçüncü kişilere ait ayni veya şahsi haklar, imar durumu, taşınmazın fiilî durumu ve yabancıların edinimine ilişkin özel sınırlamalar birlikte değerlendirilmelidir.Özellikle yüksek değerli gayrimenkul yatırımlarında satış bedelinin ödenmesinden veya tarafları bağlayan sözleşmeler kurulmasından önce yapılacak hukuki inceleme, sonradan ortaya çıkabilecek mülkiyet ve yatırım uyuşmazlıklarının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

Şirketlerde Önleyici Hukuk Danışmanlığı Nedir? Hukuki Riskler Uyuşmazlığa Dönüşmeden Nasıl Yönetilir?

Şirketlerde Önleyici Hukuk Danışmanlığı Nedir? Hukuki Riskler Uyuşmazlığa Dönüşmeden Nasıl Yönetilir?Şirketlerin hukuki ihtiyaçları yalnızca bir dava açıldığında, alacağın tahsil edilemediği veya ticari ilişkinin uyuşmazlığa dönüştüğü anda ortaya çıkmaz. Aksine şirket faaliyetlerinin önemli bir bölümü; sözleşmelerin kurulması, çalışanlarla ilişkiler, şirket organlarının kararları, müşteriler ve tedarikçilerle yürütülen süreçler, rekabet kuralları, kişisel veriler ve sektörel düzenlemeler nedeniyle sürekli olarak hukuki sonuç doğurmaktadır.Bu nedenle şirket hukuk danışmanlığının önemli işlevlerinden biri, ortaya çıkmış uyuşmazlıkların çözülmesinin yanında hukuki risklerin önceden belirlenmesi ve mümkün olduğu ölçüde uyuşmazlığa dönüşmeden yönetilmesidir. Önleyici hukuk danışmanlığı da şirketin ticari faaliyetlerini bu perspektiften ele alır.Önleyici hukuk danışmanlığı nedir?Önleyici hukuk danışmanlığı, şirketin faaliyetlerinden kaynaklanabilecek hukuki risklerin henüz bir uyuşmazlık ortaya çıkmadan tespit edilmesi ve bu risklerin azaltılmasına yönelik hukuki mekanizmaların oluşturulmasıdır.Bu yaklaşımda hukuk danışmanının görevi yalnızca ortaya çıkan bir soruna hukuki çözüm üretmek değildir. Şirketin sözleşmelerinin, kurumsal kararlarının, ticari ilişkilerinin ve önemli operasyonel süreçlerinin hukuki sonuçları önceden değerlendirilir.Amaç bütün ticari riskleri ortadan kaldırmak değildir. Ticari faaliyet doğası gereği risk içerir. Önemli olan, hangi riskin şirket tarafından üstlenildiğinin ve bu riskin gerçekleşmesi halinde hangi hukuki sonuçların ortaya çıkacağının önceden bilinmesidir.Şirketler neden sürekli hukuk danışmanlığına ihtiyaç duyabilir?Bir şirket faaliyetlerini sürdürürken farkında olsun veya olmasın çok sayıda hukuki ilişkiye taraf olur.Müşteri ve tedarikçi sözleşmeleri, distribütörlük ve franchise ilişkileri, iş sözleşmeleri, gizlilik anlaşmaları, kira sözleşmeleri, şirket kararları, alacak ve ödeme süreçleri ile mevzuattan kaynaklanan yükümlülükler bunlardan yalnızca bazılarıdır.Bu ilişkilerden doğan hukuki risklerin yalnızca sorun ortaya çıktıktan sonra değerlendirilmesi, şirketin hareket alanını önemli ölçüde daraltabilir. Sürekli hukuk danışmanlığında ise şirketin faaliyetleri ve önemli ticari kararları belirli bir devamlılık içerisinde hukuki değerlendirmeye tabi tutulabilir.Şirket hukuk danışmanlığı yalnızca dava takibi anlamına mı gelir?Hayır. Dava ve icra takipleri şirket hukuk hizmetlerinin yalnızca bir bölümünü oluşturur.Kurumsal hukuk danışmanlığında esas amaçlardan biri, uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce şirketin hukuki pozisyonunun doğru biçimde yapılandırılmasıdır. Bir sözleşmenin hazırlanması, yönetim kurulunun alacağı kararın hukuki sonuçlarının değerlendirilmesi veya yeni bir ticari modelin mevzuata uygunluğunun incelenmesi de hukuk danışmanlığının kapsamındadır.Bu nedenle şirket hukuk danışmanlığı uyuşmazlık çözümü kadar uyuşmazlık öncesi risk yönetimini de içerir.Sözleşmeler neden imzalanmadan önce hukuki incelemeden geçirilmelidir?Ticari uyuşmazlıkların önemli bir bölümü sözleşmenin uygulanması aşamasında ortaya çıksa da uyuşmazlığın kaynağı çoğu zaman sözleşmenin kuruluş aşamasına dayanır.Tarafların yükümlülüklerinin açık tanımlanmaması, ödeme ve teslim koşullarındaki belirsizlikler, sorumluluğun sınırlarının belirlenmemesi, sözleşmenin sona erme mekanizmasının düzenlenmemesi veya uyuşmazlık çözüm hükümlerinin ticari ilişkinin niteliğine uygun kurulmaması sonradan ciddi sorunlara yol açabilir.Bu nedenle hukuki incelemede yalnızca sözleşmenin “kanuna uygun” olup olmadığına bakılmaz. Sözleşmenin şirketin ticari beklentisini ve kabul etmek istediği risk dağılımını doğru şekilde yansıtıp yansıtmadığı da değerlendirilmelidir.İnternetten bulunan standart sözleşmeler şirketler için yeterli midir?Her zaman değil.Standart sözleşmeler belirli işlemler bakımından başlangıç noktası oluşturabilse de şirketlerin ticari ilişkileri birbirinden farklıdır. Tarafların pazarlık gücü, ödeme sistemi, teslim şekli, sözleşmenin süresi, sorumlulukların dağılımı, fikrî haklar, gizlilik yükümlülükleri ve uyuşmazlık çözüm yöntemi somut ilişkiye göre değişebilir.Özellikle uluslararası ticari ilişkilerde standart bir sözleşmenin kontrol edilmeden kullanılması daha ciddi sonuçlar doğurabilir. Sözleşmeye uygulanacak hukuk, yetkili mahkeme veya tahkim yeri gibi hükümler, uyuşmazlık ortaya çıktığında şirketin karşılaşacağı hukuki ve ekonomik maliyeti doğrudan etkileyebilir.Şirketlerde hukuki risk analizi nasıl yapılır?Hukuki risk analizi şirketin faaliyet alanına göre değişir. Her şirket için aynı kontrol listesinin uygulanması yeterli değildir.Örneğin yoğun biçimde ihracat yapan bir şirket bakımından uluslararası satış ve distribütörlük sözleşmeleri, teslim ve ödeme mekanizmaları, yaptırımlar ve uygulanacak hukuk ön plana çıkabilir. Geniş bir çalışan organizasyonuna sahip şirkette iş hukuku süreçleri daha yüksek risk taşıyabilir. Franchise ağı oluşturan bir şirket bakımından ise marka kullanımından rekabet hukukuna kadar farklı alanların birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.Bu nedenle etkili bir hukuki risk analizi, şirketin sektörünü, organizasyonunu ve fiilî ticari faaliyetlerini esas almalıdır.Şirket içi kararların hukuki açıdan incelenmesi neden önemlidir?Şirketlerin önemli ticari kararları aynı zamanda şirketler hukuku bakımından sonuç doğurabilir.Genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının alınması, temsil ve imza yetkilerinin belirlenmesi, sermaye işlemleri, pay devirleri, ortaklar arasındaki ilişkiler ve yöneticilerin sorumluluğu gibi konular Türk Ticaret Kanunu kapsamında belirli usul ve esaslara tabidir.Ticari açıdan doğru olduğu düşünülen bir kararın şirketler hukuku bakımından gerekli prosedürlere uyulmaksızın uygulanması, daha sonra kararın geçerliliği veya yöneticilerin sorumluluğu konusunda uyuşmazlık yaratabilir.Mevzuat değişikliklerinin şirketler açısından takip edilmesi neden önemlidir?Şirketlerin faaliyet gösterdiği hukuki çevre sabit değildir. Ticaret, iş, rekabet, kişisel verilerin korunması, tüketici, çevre ve sektörel düzenlemelerde yapılan değişiklikler şirketlerin mevcut uygulamalarını etkileyebilir.Yeni bir düzenleme yürürlüğe girdiğinde yalnızca düzenlemenin bilinmesi yeterli olmayabilir. Asıl mesele, değişikliğin şirketin mevcut sözleşmelerine, iç prosedürlerine ve ticari faaliyetlerine somut olarak ne şekilde yansıdığının belirlenmesidir.Sürekli hukuk danışmanlığının işlevlerinden biri de ilgili mevzuat değişikliklerinin şirket açısından doğurabileceği sonuçların değerlendirilmesi ve gerektiğinde mevcut süreçlerin buna göre güncellenmesidir.Hukuki uyum (compliance) şirket danışmanlığının bir parçası mıdır?Evet. Özellikle belirli büyüklüğe ulaşmış veya düzenlemeye yoğun biçimde tabi sektörlerde faaliyet gösteren şirketler bakımından hukuki uyum, kurumsal danışmanlığın önemli unsurlarından biridir.Uyum çalışmaları yalnızca kanunda öngörülen yükümlülüklerin listelenmesinden ibaret değildir. Şirketin faaliyetlerinin ilgili düzenlemelerle uyumlu hale getirilmesi, riskli uygulamaların belirlenmesi, şirket içi politika ve prosedürlerin oluşturulması ve gerektiğinde çalışanların bilgilendirilmesi bu sürecin parçaları olabilir.Rekabet hukuku, kişisel verilerin korunması, çevresel ve sürdürülebilirlik yükümlülükleri ile sektörel düzenlemeler bu kapsamda gündeme gelebilir.Uluslararası faaliyet gösteren şirketlerin hukuki ihtiyaçları farklı mıdır?Evet. Bir şirketin yurtdışında müşteri, tedarikçi, distribütör veya yatırımcılarla çalışmaya başlaması, hukuki risk yapısını önemli ölçüde değiştirebilir.Uluslararası ticari sözleşmelerde hangi ülke hukukunun uygulanacağı, uyuşmazlığın hangi mahkemede veya tahkim yoluyla çözüleceği, yabancı ülkede alınacak kararların icrası, ödeme ve teslim mekanizmaları ile farklı ülkelerin emredici düzenlemeleri birlikte değerlendirilmelidir.Bu nedenle uluslararası faaliyette bulunan şirketler açısından hukuki danışmanlık, yalnızca Türk hukukuna göre sözleşme hazırlanmasından ibaret değildir. Sınır aşan ticari ilişkinin bütünü ve olası uyuşmazlığın birden fazla hukuk düzeninde doğuracağı sonuçlar dikkate alınmalıdır.Şirketin kendi hukuk birimi varsa dışarıdan hukuk danışmanlığına ihtiyaç duyulur mu?Şirket bünyesinde hukuk müşaviri veya hukuk departmanının bulunması, dışarıdan hukuki destek alınmasına engel değildir.Şirket içi hukuk birimleri işletmenin günlük faaliyetlerini ve kurumsal yapısını yakından takip eder. Buna karşılık belirli uzmanlık gerektiren işlemler, büyük ölçekli projeler, uluslararası sözleşmeler, rekabet hukuku incelemeleri veya önemli uyuşmazlıklar bakımından dış hukuk danışmanlarından destek alınması tercih edilebilir.Bu durumda dış hukuk danışmanlığı şirket içi hukuk biriminin yerine geçmekten ziyade, ihtiyaç duyulan konularda tamamlayıcı bir uzmanlık ve değerlendirme mekanizması oluşturur.Her şirket için aynı hukuk danışmanlığı modeli uygun mudur?Hayır. Hukuk danışmanlığının kapsamı şirketin büyüklüğüne, sektörüne, çalışan sayısına, ticari ilişkilerinin niteliğine ve uluslararası faaliyetlerinin bulunup bulunmadığına göre belirlenmelidir.Yeni kurulmuş bir şirket ile farklı ülkelerde distribütör ağı bulunan bir üretim şirketinin hukuki ihtiyaçları aynı değildir. Benzer şekilde düzenlemeye tabi bir sektörde faaliyet gösteren şirket ile daha sınırlı ticari ilişkileri bulunan bir işletmenin risk alanları farklılaşacaktır.Bu nedenle kurumsal hukuk danışmanlığında standart bir hizmet listesinden ziyade, şirketin faaliyetlerinin incelenerek hukuki ihtiyaç ve risk alanlarının belirlenmesi daha işlevsel bir yaklaşım sunar.Hukuk danışmanına ne zaman başvurulmalıdır?Hukuk danışmanına yalnızca uyuşmazlık çıktıktan sonra başvurulması zorunlu değildir. Özellikle yüksek değerli veya uzun süreli sözleşmeler kurulmadan, yeni bir ortaklık veya yatırım ilişkisine girilmeden, şirket yapısını etkileyen kararlar alınmadan ve yeni bir pazara girilmeden önce hukuki değerlendirme yapılması önem taşıyabilir.Çünkü uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra hukuk çoğunlukla mevcut pozisyonu korumaya veya zararı sınırlandırmaya çalışır. İşlem öncesinde yapılan hukuki değerlendirmede ise tarafların hak ve yükümlülüklerinin henüz şekillendirilebilmesi mümkündür.Bu yönüyle önleyici hukuk danışmanlığının temel yaklaşımı “sorun çıktığında ne yapılacağı” kadar “sorunun ortaya çıkma ihtimalinin nasıl yönetileceği” sorusuna da cevap vermektir.

Uluslararası Çocuk Kaçırma

Uluslararası Çocuk Kaçırma Nedir? Çocuğun Türkiye’ye Getirilmesi veya Yurt Dışına Götürülmesi Halinde İade SüreciUluslararası çocuk kaçırma, günlük dilde kullanılan “çocuk kaçırma” kavramından farklı ve kendine özgü bir hukuki süreci ifade eder. Özellikle farklı ülkelerde yaşayan ebeveynler bakımından, anne veya babadan birinin çocuğu diğer ebeveynin velayet hakkını ihlal edecek şekilde başka bir ülkeye götürmesi veya çocuğu geçici olarak götürdüğü ülkeden geri getirmemesi, uluslararası çocuk kaçırma hükümlerinin uygulanmasına neden olabilir.1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi, 16 yaşını tamamlamamış çocukların velayet hakkı ihlal edilerek başka bir ülkeye götürülmesi veya orada alıkonulması halinde uygulanabilecek uluslararası bir iade mekanizması öngörmektedir. Türkiye bakımından Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin usul, 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun ile düzenlenmiştir.Bu süreçte temel amaç, velayetin hangi ebeveyne verilmesi gerektiğine karar vermek değil; hukuka aykırı şekilde değiştirilen durumun giderilmesi ve velayete ilişkin esas uyuşmazlığın kural olarak çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkede çözümlenebilmesinin sağlanmasıdır.Anne veya babanın kendi çocuğunu başka bir ülkeye götürmesi uluslararası çocuk kaçırma sayılabilir mi?Evet. Çocuğun anne veya babası tarafından başka bir ülkeye götürülmüş olması, bu işlemin her durumda hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.Örneğin Almanya’da anne ve babasıyla yaşayan bir çocuğun, annesi tarafından tatil amacıyla Türkiye’ye getirilmesi ve kararlaştırılan tarihte Almanya’ya geri götürülmemesi, gerekli şartların bulunması halinde haksız alıkoyma oluşturabilir.Aynı şekilde Türkiye’de mutad meskeni bulunan bir çocuğun diğer ebeveynin velayet hakkı ihlal edilerek yurt dışına götürülmesi de uluslararası çocuk kaçırma kapsamında değerlendirilebilir.Bu nedenle yalnızca çocuğu kimin götürdüğüne değil; çocuğun mutad meskeninin nerede bulunduğuna, velayet hakkının kapsamına, diğer ebeveynin bu hakkı fiilen kullanıp kullanmadığına ve götürme veya alıkoymanın hukuka uygun olup olmadığına bakılması gerekir.Uluslararası çocuk kaçırmada “mutad mesken” neden önemlidir?Mutad mesken, uluslararası çocuk kaçırma uyuşmazlıklarının temel kavramlarından biridir. Mutad mesken yalnızca çocuğun nüfusa kayıtlı olduğu, vatandaşı olduğu veya resmî ikamet adresinin bulunduğu ülke anlamına gelmez. Çocuğun kaçırılmadan veya alıkonulmadan önce hayatının fiilen merkezileştiği ülkenin belirlenmesi gerekir.Bu değerlendirmede çocuğun nerede ve ne kadar süredir yaşadığı, eğitimine nerede devam ettiği, aile ve sosyal çevresi ile somut olayın diğer özellikleri dikkate alınabilir.Lahey Sözleşmesi sisteminin temelinde de velayet hakkındaki esas uyuşmazlığın kural olarak çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkede çözümlenmesi düşüncesi bulunmaktadır.Diğer ebeveynin izni olmadan çocuk yurt dışına çıkarılırsa mutlaka iade edilir mi?Hayır. Çocuğun diğer ebeveynin izni olmaksızın yurt dışına çıkarılmış olması önemli olmakla birlikte, iade kararı bakımından tek başına yeterli değildir.Öncelikle götürme veya alıkoymanın Lahey Sözleşmesi anlamında hukuka aykırı olup olmadığı belirlenir. Bunun için çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkenin hukukuna göre mevcut velayet hakkının ihlal edilip edilmediği önem taşır.Çocuğun başka bir ülkeye başlangıçta hukuka uygun olarak götürülmüş olması da daha sonra haksız alıkoymanın gerçekleşmesini engellemez.Örneğin diğer ebeveynin çocuğun iki haftalık tatil için Türkiye’ye gelmesine izin vermiş olması, çocuğun bundan sonra Türkiye’de sürekli olarak yaşamasına da rıza gösterdiği anlamına gelmeyebilir.Çocuğun velayeti annedeyse uluslararası çocuk kaçırma yine de söz konusu olabilir mi?Somut olayın özelliklerine göre olabilir. “Çocuğun velayeti bende olduğu için istediğim ülkede yaşayabilirim” düşüncesi özellikle milletlerarası uyuşmazlıklarda her zaman doğru değildir. Mevcut velayet kararının kapsamı, diğer ebeveynin çocuk üzerindeki hakları, çocuğun yerleşim yerinin belirlenmesine ilişkin yetkiler, ortak velayet düzenlemeleri ve mutad mesken ülkesinin hukuku birlikte değerlendirilmelidir.Bu nedenle bir ebeveynin velayet hakkına sahip olması, çocuğun başka bir ülkeye götürülmesinin her durumda hukuka uygun olduğu sonucunu doğurmaz.Çocuğun iadesine karar verilmesi velayetin diğer ebeveyne verilmesi anlamına mı gelir?Hayır. Uluslararası çocuk kaçırma uyuşmazlıklarında en önemli ayrımlardan biri budur.Çocuğun iadesine ilişkin yargılamada esas olarak hangi ebeveynin daha iyi anne veya baba olduğu ya da çocuğun velayetinin kime verilmesi gerektiği karara bağlanmaz.Mahkeme, çocuğun hukuka aykırı biçimde başka bir ülkeye götürülüp götürülmediğini veya orada alıkonulup alıkonulmadığını ve Lahey Sözleşmesinde öngörülen iade mekanizmasının uygulanıp uygulanmayacağını inceler.Dolayısıyla çocuğun mutad mesken ülkesine iade edilmesine karar verilmesi, velayetin çocuğun iadesini isteyen ebeveyne verildiği anlamına gelmez. Velayete ilişkin esas uyuşmazlık ayrıca çözümlenir.Çocuğun Türkiye’ye getirilmesi halinde diğer ebeveyn ne yapabilir?Çocuğun mutad meskeni başka bir ülkedeyken Türkiye’ye hukuka aykırı biçimde götürüldüğünün veya Türkiye’de alıkonulduğunun ileri sürülmesi halinde, 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi kapsamında çocuğun iadesi talep edilebilir.Türkiye’de Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin usul 5717 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. Türkiye bakımından merkezî makam Adalet Bakanlığıdır ve süreç mahallî Cumhuriyet başsavcılıklarının da dahil olduğu özel bir mekanizma çerçevesinde yürütülmektedir.Gönüllü iadenin sağlanamaması halinde çocuğun iadesi konusunda aile mahkemesi önünde yargılama yapılması gündeme gelebilir.Uluslararası çocuk kaçırma dosyalarının klasik velayet davalarından ayrıldığı noktalardan biri de bu özel uluslararası işbirliği ve iade mekanizmasıdır.Çocuk her durumda mutad mesken ülkesine iade edilir mi?Hayır. Lahey Sözleşmesi çocuğun süratle mutad mesken ülkesine iadesini esas almakla birlikte, iadenin reddedilebileceği sınırlı istisnalar öngörmektedir.Bunların uygulamada en önemlilerinden biri Sözleşmenin 13/1-b maddesinde düzenlenen “ciddi risk” istisnasıdır.Çocuğun geri dönmesinin onu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yönünde ciddi bir risk bulunması halinde mahkeme iade talebini reddedebilir.Ancak sıradan güçlükler veya soyut ihtimaller bu istisnanın uygulanması bakımından yeterli değildir. İleri sürülen riskin somut olay bakımından ciddi ve gerçek bir nitelik taşıması gerekir.Çocuğun Türkiye’deki yeni hayatına alışmış olması iadeyi engeller mi?Çocuğun yeni çevresine alışmış olması tek başına iade talebinin reddedilmesi sonucunu doğurmaz.Çocuğun Türkiye’de okula başlaması, arkadaş çevresi edinmesi veya burada yaşamaktan memnun olması elbette somut olayın koşulları içerisinde önem taşıyabilir. Bununla birlikte iade yargılamasının amacı, çocuğun hangi ülkede daha iyi yaşam koşullarına sahip olacağını belirlemek değildir.Çocuğun yeni çevresine uyum sağlamasının hangi koşullarda iadeye engel oluşturabileceği; başvurunun zamanı, çocuğun yaşı ve olgunluğu ile somut olayın diğer özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.Çocuk geri dönmek istemiyorsa ne olur?Çocuğun görüşü belirli koşullarda iade yargılamasında dikkate alınabilir.Ancak çocuğun yalnızca “geri dönmek istemiyorum” şeklindeki beyanı otomatik olarak iade talebinin reddedilmesi anlamına gelmez.Çocuğun yaşı ve olgunluk derecesi, görüşünü bağımsız biçimde oluşturabilecek durumda olup olmadığı ve geri dönmeye yönelik itirazının nedenleri birlikte değerlendirilir.Bu nedenle özellikle belirli bir yaş ve olgunluğa ulaşmış çocukların dinlenmesi, uluslararası çocuk kaçırma uyuşmazlıklarında önem taşıyabilir.Aile içi şiddet varsa çocuk yine de iade edilir mi?Aile içi şiddet, uluslararası çocuk kaçırma hukukunun en hassas konularından biridir.Şiddetin doğrudan çocuğa yönelmiş olması halinde, çocuğun fiziksel veya psikolojik bir tehlikeyle karşılaşması bakımından ciddi risk istisnası gündeme gelebilir.Bununla birlikte şiddetin doğrudan çocuğa değil, çocuğu başka ülkeye götüren ebeveyne yönelmiş olması da tamamen değerlendirme dışında değildir. Ebeveyne yönelik şiddetin çocuk üzerindeki etkileri ve çocuğun iade edilmesi halinde ortaya çıkabilecek koşullar somut olay çerçevesinde incelenmelidir.Ayrıca çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkede mevcut koruma tedbirlerinin yalnızca hukuken var olup olmadığı değil, somut olay bakımından yeterli ve etkili bir koruma sağlayıp sağlayamayacağı da önem taşıyabilir.Çocuk Türkiye’den başka bir ülkeye götürülmüşse Türkiye’den başvuru yapılabilir mi?Evet. Lahey Sözleşmesi yalnızca yurt dışından Türkiye’ye getirilen çocuklar bakımından uygulanmaz.Çocuğun mutad meskeni Türkiye’deyken başka bir taraf devlete hukuka aykırı biçimde götürülmesi veya o ülkede alıkonulması halinde de iade mekanizmasına başvurulabilir.Bu durumda Türkiye ile çocuğun bulunduğu devlet arasında Sözleşmenin uygulanabilir olup olmadığı, çocuğun mutad meskeni, mevcut velayet hakkının kapsamı ve götürme veya alıkoymanın hukuka aykırılığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.Uluslararası çocuk kaçırma durumunda neden hızlı hareket edilmelidir?Uluslararası çocuk kaçırma uyuşmazlıklarında zaman hukuken önem taşır. Lahey Sözleşmesinin temel amaçlarından biri, hukuka aykırı götürme veya alıkoyma sonucunda ortaya çıkan fiilî durumun zaman içerisinde kalıcılaşmasını önlemektir.Bu nedenle çocuğun başka bir ülkeye götürüldüğünün veya kararlaştırılan tarihte geri getirilmediğinin anlaşılması halinde gecikmeden hukuki durumun değerlendirilmesi önemlidir.Çocuğun mutad meskeni, mevcut velayet kararları, seyahat tarihleri, diğer ebeveyn tarafından verilen izin veya rızanın kapsamı, taraflar arasındaki yazışmalar, çocuğun bulunduğu yer ve ilgili ülkeler arasındaki uluslararası sözleşmeler sürecin başında tespit edilmesi gereken başlıca hususlardır.

Hukuki Destek İçin Bizimle İletişime Geçin

Uzman kadromuzdan randevu almak veya sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

İletişim
WhatsApp